Hayatını ona verebilmeyi istemektir sevgi

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Bu Ayın Lideri
Her sevmek istediğimde sevebilseydim hayatım ne kadar başka olurdu diye… Şunu sevmek istiyorum, sevdim… Buna aşık olmak istiyorum, oldum… Kolay söylenmiyor üstad
I5LcAiF.webp

SENİ SEVİYORUM ,​

olmuyor denmiyor yürekten bir çığlık gibi yükselmedikçe.
Sevgi kolay değil usta… Sabahları onu özleyerek uyanmak, yanındayken bile özlemek, o güldüğünde senin içinin gülmesi, o üzüldüğünde senin için parçalanması, o ağladığında senin kahrolman kolay değil… Kontrol edilememezliktir sevgi…
Sevgi kolay değil usta… Yemek yemesine sevinmek, sigara içmesine üzülmek, üşümesine dayanamamak, terlemesinden korkmak, hem bir seven yürek gibi, hem bir aile şevkati ile sarıp sarmalamak istemek kolay değil… O’ nu içten düşünmek, sen O olmaktır sevgi…
Sevgi kolay değil usta… Göz göze geldiğinde, yüreğine bir kor düşmesine engel olamamak, dans ederken o dakikaların hiç bitmemesi için dua etmek, O\’ nun tenine her sıradan temasında bile, O’ nu ne kadar çok sevdiğini düşünmek ve hissetmek, avuç içlerinin ter kokusunu bile özlemek yokluğunda kolay değil… Sımsıcaklıktır sevgi…
Sevgi kolay değil usta… Gece yatağına girdiğinde O’ nu düşünmek, dualarına O\’ nu da dahil etmek, kendinden çok, O\’ nun için yalvarmak, dua etmek kolay değil… Dualarında O na da yer vermektir sevgi…
Sevgi kolay değil usta… Onunla sadece bakışmayı, dans etmeyi, gezmeyi, elini tutmayı, kokusunu hissetmeyi özlemek değil, yıllar sonrasınıda düşünerek, onla geçecek olan yıllara tatlı bir tebessümle bakmak, onunla beraber yaşlanmayı istemek kolay değil…

Hayatını ona verebilmeyi istemektir sevgi…​

Bütün bunlar, kolay değil. Bir anda düşünemez, isteyemez insan.​

Ben bunları düşünüyor, hissediyor ve istiyorsam ve ben BUYSAM. Bu kadar kolay değil diyerek, sevgime küfür etme arkadaş… Tabii ki kolay değil. Kolay şeyler yakışmaz sevebilen insanlara zaten. Geceye mahkum olan, gündüz önünü göremez misali, ben sevgime mahkum olmuşum. Dokunmayın Benim Sevgime
 

we.webp

SEVMEK, sadece sevgilim var demek degildir.​

SEVMEK, ellerini tutup yagmurda yurumek degildir.
SEVMEK, boynundaki kolyede ismini tasimak degildir.

SEVMEK, sadece begenmek hoslanmak degildir.​

SEVMEK, yillarca pesinden kosmak,
SEVMEK, gunlerce aglamak,

SEVMEK, ismini kalbine kazimak,​

SEVMEK, sevdigini kalbinde yasatmak
SEVMEK, sevdigini gorebilmek icin herseyi göze almaktır.
 

Seni tertemiz helal duygularımla sevdim seni bitmeyen özgüvenimle sevdim sana ben aşık oldum habersizce şimdi soluyorum duy sesimi inan bana seviyorum seni aşık oldum sana.
 
KADERİMDE" yalnızlık varsa
"SEVDAMDA" yanlışlık yoktur,
"SEVDAMDA" acı varsa
"SEVGİMDE" pişmanlık yoktur
Sevdiklerimiz ne kadar uzakta olsada bizde...
"YÜREKTEN" silmek YOKTUR..
 

SENİ ÇOK SEVİYORUM !​

Seni çok seviyorum; bu üç kelimeden oluşan sihirli cümleyi hayatımızda çokça kullanırız. Bazen eşimize, çocuklarımıza, anne ve babalarımıza, bazen dost ve arkadaşlarımıza, bazen de Allah ve Resulu’ne karşı kullanırız. Ama bu cümle aslında ağızdan çıktığı kadar hafif ve ucuz değildir. Nasıl ki her söz sahibine bir sorumluluk yüklerse, bu sözde sahibine ağır bir sorumluluk yüklemektedir. Bu bilinçte olmayınca dile getirilen bu cümleler uçup giden sözlere dönüşür; ne söyleyene, ne söylenene bir fayda sağlamaz.​

Batılı bir Edebiyatçı olan Bernard Shaw seni seviyorum cümlesinin her zaman aynı değeri taşımadığını söyler. O der ki; bazen bu cümle şarap gibidir. Rengi ve kokusu vardır ama faydası yoktur. Bu cümleyi duyan ortaya bir şeylerin çıkacağını zanneder. Oysa ki o bir görünür, bir kaybolur. Uçucudur; varlığı ile yokluğu arasında hiçbir fark yoktur.
Bazen bu cümle kahve gibidir. Söylersiniz, içilir ama besin değildir. Karın doyurmaz, hiçbir ihtiyaca cevap vermez. Bir de muhatabınız açsa sizin kahve niteliğindeki bu cümleniz ona zarar bile verebilir. Söylenme zaman ve mekanı doğru olmadığı için iki tarafa da bir kazanç sağlamadığı gibi, boş ve anlamsız bir söze dönüşüverir.
Bazen bu cümle gazoz gibidir. Havalıdır, duyduğunuz zaman kendinizden geçersiniz. Beylik laflar içerir. İşte sensiz yaşayamam, ya benimsin ya toprağın, sensiz dünyayı neyleyeyim gibi.. Ama tüm bu sözler gazoz gibi sadece etrafa hava saçar; içi boş, ama gürültüsü çoktur.

Bazen de bu cümle su gibidir. Saftır, durudur, mütevazidir, beklentisidir, pazarlıksızdır. Çok söylenmez, herkese söylenmez, su gibi aziz tutularak değer verilir. Değer verildiği içinde ancak bu değeri hak edenlere söylenir. Söylendiğinde de her türlü bedeli göz önünde tutularak ifade edilir. Sonucu ve sorumluluğu unutulmadan dilde anlamını bulur.​

Şimdi ilişkilerimizi gözden geçirelim; bu cümleyi biz nasıl dillendiriyoruz. şarap, kahve gazoz gibi mi? Yoksa su gibi mi? Bu sorunun cevabını herkes kendi duruşuna göre verebilir, ama ortada şöyle temel bir ilke var ki o da; sevmek fedakarlıktır. Sevgili sevdiğinin yolunda ne kadar fedakarlık yapabiliyor, ise o kadar söylediği cümlenin değeri oluşacaktır. Sevmek dilin söylemesi ile değil, elin vermesi ile belli olur diye Anadolu’da bir söz vardır. Sevdiğini iddia ettiğimiz şeyler için nelerimizi verebiliyoruz. İster bu sevgili eş, çocuk, ana ve baba olsun, ister dost ve arkadaşlarımız olsun isterse Allah ve Resulu olsun fark etmez. Kimin için söylersek söyleyelim bu sözümüzün doğruluğu hayatımız da onlar için ortaya koyduğumuz fedakarlıklarla belli olur.

Çünkü seven verir, seven feda eder, seven katlanır, seven acı çeker, seven sevdiğinin yolunda olur. Seven varlığını sevgilisinin varlığına armağan eder.​

Gerçek aşıkların hayatları gözlerimizin önündedir. Onlar aşk ehliydiler, aşk ehli oldukları içinde iş ehli olmuşlardı. Dilleriyle bedenleri beraber hareket ederlerdi. Saatlerce gereksiz tartışmaların içerisine dalmaktansa amel ve aksiyonu her şeyin önüne geçirirlerdi. Sözlerini israf etmedikleri için nerede,neyi,ne ölçüde konuşacaklarını çok iyi bilirlerdi. Onlar asla aşkın dedikodusunu yapmazlardı.
Çünkü onlar diyorlardı ki; “Aşkı tatmayan bilemez,bilenlerin çoğu da söylemez veya söyleyemez,söyleseler de aşık olmayanlar anlayamaz.” Onlar yürek-bilek dengesini çok iyi kurdukları için öğrendikleri her bilgiyi amele dönüştürüverirlerdi. Böyle olduğu içinde hem o bilgi bereketlenir, artar, ziyadeleşir, hem de o amel ve eylem başkalarında etki uyandırıp insanları tesiri altına alırdı. Bugün bilgi kaynaklarının başlarına oturup da, öğrendikleri kulak kepçelerinden öteye geçmeyen, bu çağın insanın en büyük problemi bildiği ile amel etmemesidir. Ama bilinen bir gerçek var ki, o da;
“ Bildiğimiz ile amel ettiğimiz sürece yaratici bizlere bilmediklerimizi öğretecektir.”
O halde ağlamak sızlamak yerine hepimiz nefislerimize şu soruyu sormak zorundayız: Su gibi saf ve duru sevebiliyor ve sevdiklerimiz yolunda fedakar olabiliyor muyuz.?
Aşık mıyız, yoksa aşkın dedikodusunu mu yapıyoruz?
 
Geri
Top